“Hem Kültürpark’ı hem İEF’yi geleceğe taşıyoruz”

Türkiye’nin şehircilik alanındaki en önemli bilim insanlarından, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun İzmirli danışmanı Prof. Dr. İlhan Tekeli, Kültürpark’ın kuruluşundan itibaren yeşil alanı ve sosyal işlevleriyle birlikte planlandığını söyledi. Başkanlığını yaptığı Kültürpark Projesi’nin hem parkı hem de İzmir Enternasyonal Fuarı’nı geleceğe taşıyacağını belirten Tekeli, şu açıklamaları yaptı:
 
 
“İzmir, büyük bir yangın geçirmiş bir şehir. 1924-25’lerde yangın görüntüsünü ortadan kaldırmak için Rene Danger’e yaptırılan bir plan var. Planın ortasındaki park yeri, bugünkü Kültürpark.
Rusya’daki Gorki Parkı’nı örnek alarak 1936 yılında yapılıyor. İçinde kültürel faaliyetlerin yer aldığı, kentlinin kullandığı bir yeşil alan. Bu alanın iki işlevi var. Asıl işlevi tüm mevsimlerde kullanılan kültür parkı. Bir de yılda bir yapılan enternasyonal fuar.
Bu iki işlev, 1960’lı yıllara kadar işliyor. Getirilen ticari işlevler ve binalar bir anda alanın kültür parkı işlevini yok ediyor.
1990’lı yıllarda İzmirlilerin tepkisiyle bir yarışma açılıyor. Yarışmayı kazanan mimar Şükrü Kocagöz’ün projesinde binaların sayısının azaltılması, buralara yeşil alan yapılması öngörülüyor. Bu uygulanıyor, birçok bina yıkılıyor ve bugün tekrar kaybettiği yeşile kavuşuyor. Bu arada dünyada enternasyonal fuar kavramı bitiyor ve ihtisas fuarları ön plana çıkıyor.
İhtisas fuarları, Kültürpark’ı tahrip eder hali geliyor. Gaziemir’de yapılan Fuar İzmir ile İEF’yi tekrar canlandırma, yeşili artırma ve az sayıda tüketiciye yönelik fuarlar yapma fırsatı çıkıyor. Bu değişimle belediye de fuarı yeniden ele alıyor.
Bu aşamada ‘Kültürpark nereden nereye geldi?’ diye araştırmalar yaptık, İzmir’in fikir önderleriyle toplantılar düzenledik. Yeni projeyi İzmir’in taleplerine uygun, ekonomisiyle tutarlı, yeşilini canlandıran bir çerçevede geliştirdik. Bu süreçte projenin eski müelliflerini de içimize kattık.
Bugün uygulama safhasına gelmiş durumda. Buralar sit alanı olduğu için önce Koruma Kurulu’na sunuldu, izin alınacak. Ondan sonra uygulamaya geçilecek.
Katılımcı süreç ise sürüyor. Örneğin katılımcıların yarısı, duvarları yıkın, diğer yarısı yıkmayın diyor. Güvenlik nedeniyle biz duvarların kalmasına karar verdik.
İzmir Enternasyonal Fuarı bir uluslararası marka ve bu özelliğini korumak istiyor. Fuar eskisi gibi devam edemez ama yeni bir içerik ortaya koymalıydık. Vizyonumuzun temeli de inovasyon ve tasarım kenti İzmir oldu.
Bu da İEF’nin yerine geçmeye yetmezdi. Şöyle bir ikili yapalım dedik; hem bu faaliyetler olsun, İzmir’in inovasyon ve tasarım kenti olarak yol almasına yardım etsin ama ek olarak sanat, gösteri ve benzeri faaliyetler de olsun, gençlere ağırlık versin.
Yeni Kültürpark’a itirazların bir kısmı, fiktif, yani olmayan bir şeye. ‘Ağaçları kesiyorsunuz’ diye bir kafa var. Böyle bir şey yok. Çünkü biz buranın ağaçlarıyla birlikte tek tek korunması gereken bir hatıra olduğunu düşünen bir grubuz.
Alanda Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi envanter çıkardı. 46 kadar ağaç hastalıklı. Bunların değiştirilip canlandırılması lazım. Yani mevcut yeşil dokuda bir azalma yok, aksine ağaç eklenecek.
Bir tane temel itiraz daha var, daha çok Mimarlar Odası’ndan geliyor. Diyorlar ki ‘Hangarlar yıkılsın, yerine hiçbir şey yapılmasın.’ Bu, iş bilmemektir!
Fuar, yalnızca yeşil alan değil ki! Bir faaliyetler alanı ve çevresine ekonomik etkisi var. Siz o etkiyi oradan çıkartırsanız etrafı çöküntü haline gelir ve o alanın prestiji düşer, sonra bunu tamirle uğraşırsınız.
İzmir Ticaret Odası da diyor ki, buraya kültür merkezi yapalım, faaliyet olsun, çöküntü alanı haline gelmesin. Biz ne yaptık? Hangarların bulunduğu alanı küçülterek büyük bir toplantı binası tasarladık.
Bu bina, yeşil bir bina. Sistemle uyumlu, çok güzel bir bina. İzmir’in hem ekonomik hayatına katkı yapacak hem de görüntüsünü, kalitesini yükseltecek ve mevcut yeşil alandan kayıp olmayacak. Aksine kazanç olacak.
Ben 60 yıldır bu işle uğraşıyorum. Dünyanın tüm benzer fuar alanlarında bu iş böyle yürür. Değirmeni döndürecek bir su olmak zorunda. Ben bu projenin yapılmasının İzmir için yararlı olacağını ve geciktirilmesinin çok rasyonel olmayacağını düşünüyorum.
İzmir’de farklı bir model uygulanıyor. Bu model, önünün kesilmesi değil, açılması gereken çok nadir bir model. Çünkü Türkiye’de katılımcı, demokratik planlama kültürü gelişmiş değil.
Burada bu kültürü yeşertmeye çalışıyoruz. Bunu yeşertecek olan aktörlerin engelleyicisi, veto edici pozisyonlar değil, yaratıcı pozisyonlar almaları gerekir. Katılımcılık farklı kurumların gelip vetolarını söylemesi değildir. Burası Birleşmiş Milletler değildir ve bu koşullarda iş yürümez.
Biz burada özgün bir şey geliştirmek istiyoruz, buna yaratıcı katkı sundukları zaman sürecin parçası olurlar. Vetoları taşıma, siyaset alanının çatışmacı ahlakını buraya taşımak olur. Mevcut itirazlar ve karşı kampanya böyle bir şey. Bunu anlayışla karşılıyorum çünkü katılımcılık kültürünü bilmiyorlar. Onların bildikleri, siyasi çatışma kültürü!”